Kitle Örgütleri Koordinasyonu Broşüründen…

Kategori : Ana Sayfa, Koordinasyon Haberleri - Etiketler : - Tarih : 05 Ocak 2012

Sunuş

Bu broşürü kitle örgütleri olarak kaleme alıyoruz. Aramızda sendika sigorta hakkı için mücadele eden işçi dernekleri de var varoşlarda temel gıda malzemelerini daha ucuza temin etmek için ortaklılar kuran tüketim kooperatifleri de. Yardımlaşma derneğiyiz; mahallelerde uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı mücadele ediyoruz. Kültür merkezleriyiz; yozlaşmaya karı kültürel direnç odakları yaratma gayretindeyiz. Eğitim kooperatifleriyiz; eğitimin bir ayrıcalık olmaktan çıkarılması için el ele verdik.

2003 yılında kurulan kitle örgütleri koordinasyonuna farklı zamanlarda katıldık. Kimimiz başından beri işin içindeydik. Kimimiz ise koordinasyonun varlığından bir kaç ay önce haberdar olduk. Ama ister bir kaç yıldır isterse de bir kaç aydır koordinasyonda bulunalım hepimiz koordinasyonun kendisini anlatmada eksik kaldığının farkındayız. Koordinasyonun bileşenlerinin sayısı her toplantıda çoğalıyor ancak yine de kitle örgütlerinin ezici bir çoğunluğu koordinasyondan habersiz. Haberdar olanlarsa koordinasyonun amacı ve işleyişi hakkında bir açıklığa sahip değil.

Bu broşürle birlikte bu eksikliği gidermeyi umuyoruz. Amaçlarımız ve işleyişimizi açıklığa kavuşturmayı, koordinasyon hakkında merak edilen ve sıkça sorulan soruları yanıtlamayı hedefliyoruz.

Bu broşür bir bilgilendirme metini olduğu kadar bir davettir de. Broşürümüzle birlikte emekçiler arasında dayanışmayı güçlendirmeye çalışan tüm kurumları koordinasyon toplantılarımıza çağırıyoruz.

 


Emekçiler Arasında Çalışma Yürüten Kurumların Sorunları

Emekçilerin her gün yüzyüze bulunduğu sorunları bilmeyen var mı? Hayat pahalılığı, işsizlik, her türlü güvenceden yoksun çalışma koşulları…. Mahallelerde, liselerde hızla büyüyen yozlaşma, çeteleşme… Kondu yıkımları…

Gün geçtikçe içinden çıkılmaz hale gelen bu sorunların emekçilerin önemli bir bölümünü endişelendirdiği, korkuttuğu açık. Emekçiler arasında “Gemisini kurtaran kaptan” diyenler, en yakın iş arkadaşını, dışarıda işsiz bekleyenleri kendisine rakip görenlerin sayısı artıyor.

Ama aynı şekilde komşusu açken kendisinin tok uyuyamayacağını hatırlayanlar da azalmıyor. Bilakis rekabetin emekçilerin sefaletini büyüttüğünü görenler çoğalıyor. Emekçiler, onların yanında saf tutanlar dayanışmaya ihtiyaç duyuyorlar, bu doğrultuda girişimlerde bulunuyorlar. Yaşadığımız topraklardaki sayısız daynışma girişimi bu ihtiyacın ve çabanın en iyi kanıtı.

Yüzlerce kurumdan söz ediyoruz. Sayısını kimsenin bilmediği. İstanbul’da, Adana’da, Artvin’de, Mersin’de… Tekstilde, inşaatta, pazarcılar, işportacılar arasında… Farklı şehirlerde, farklı iş kollarında, farklı isimlerle faaliyet gösteren, farklı işleyişlere sahip olan yüzlerce kurumdan. Sendikalardan, sendika girişimlerinden, işçi yardımlaşma derneklerinden, tüketim, eğitim, kadın kooperatiflerden, güzelleştirme ve köy derneklerinden…

Tüm kurumların ortak bir amacı, ortak bir kaygısı var: emekçiler arasındaki dayanışmayı güçlendirmek ve bağları sıkılaştırmak.

Tüm bu kurumlar farklı düzeylerde bu amaç doğrultusunda fedakar ve sebatkar bir çaba gösteriyorlar. Karşılaştıkları sorunlar ekonomik sıkıntılarla, kaynak, deneyim ve ilişki yetersizliğiyle sınırlı değil. Devlet baskısı bu kurumların çalışmalarını bir kat daha güçleştiriyor.  Bütün bu sıkıntılar bu kurumların birbirleri ile daha sıkı bir dayanışma içerisine girmeleri ihtiyacını yaratıyor.

Ancak emekçiler arasında dayanışmayı sağlamlaştırmak için var güçleriyle çalışan bu kurumların kendi aralarındaki ilişkiye bakınca ortaya şaşırtıcı bir manzara çıkıyor:  Maalesef bu kurumların arasında dayanışma, bütün bu ihtiyaca rağmen, yok denecek kadar az.

Kurumlar Birbirinden Habersiz

Herşeyden önce sözünü ettiğimiz kurumların çoğu birbirinin varlığından haberdar değiliz.  Haberdar odluklarımızın çoğuyla da yollarımız hiç kesişmemiş. Sadece isimlerine aşinayız. Hangi kurumun neyi, ne kadar, nasıl yaptığını bilmiyoruz. Dahası tanıdığmızı sandığımız kurumların çoğu hakkında  da birbirlerini kulaktan dolma bilgilere sahibiz.

İletişim sorunu aynı mahallede, aynı iş kolunda çalışma yürüten kurumlar için bile geçerli. Daha da kötüsü birbirinden bihaber olan kurumların bu durumu bir sorun olarak görmeyip kanıksamaları.

Kurumlar Rekabet Ediyor

Elbette tek sorun habersizlik değil.  Birbirinden haberdar olan ve de benzer konular üzerinde çalışan kurumlar arasında ise yaygın bir hastalık da rekabet.  Özellikle emekçi kitleler arasında dayanışmayı güçlendirmeyi hedef alan yani “ortak bir amaç” ve “ortak bir kaygı” şemsiyesi altında toplanan kurumların çoğu birbiriyle rekabetçi bir ilişki kuruyor.

İşçi sınıfının sendikadan ve her türden sosyal güvenceden yoksun kesimlerini örgütlemek isteyen bir dizi sendika ve sendika girişimi var. Ancak bu sendika girişimleri ortak amaçları doğrultusunda elbirliği yapmıyor.

Benzer biçimde, birbirine yakın tarihlerde peşpeşe işçi kurultayları gerçekleştiriliyor. Ancak hiçbir kurultayda diğer kurultaylardan ve sonuçlarından söz edilmiyor.

Benzer bir rekabetçi ilişkiyi liselerde emekçi çocuklarını birleştirmeye uğraşırken, varoşlarda sağlık taramaları düzenlerken ya da mahallemizde bir şenlik örgütlerken de gözlüyoruz.

Bu durum söz konusu kurumların bilinçli bir tercihi değil. Herhangi bir art niyetten de kaynaklanmıyor. Aksine bu kurumlar emekçiler arasındaki rekabeti ortadan kaldırmak için ısrarlı bir çaba sergilediğini görüyoruz.

Sorun da tam da burada yatıyor zaten. Birbirinden haberdar olmayan, yürüttüğü çalışmayı önemsemeyen, birbiriyle irtibatlanamayan kitle örgütleri rekabeti ortadan kaldırma yolundaki tüm çabalarına karşın rekabetçi bir ilişki içine giriyorlar.

Kurumlar Kaynaklarını İsraf Ediyorlar

İletişimsizlik ve rekabet bu kurumların dişleriyle tırnaklarıyla mücadele ederek elde ettikleri olanakların akıl dışı bir biçimde çarçur edilmesine yol açıyor.  Başka bir deyişle bolluk içinde kıtlık çekiyoruz.

Kıtlık çektiğimizi görmek, göstermek zor değil. Hiçbirimizin elindeki kaynaklar istediğimiz tüm faaliyetleri gerçekleştirmemize yetecek kadar fazla değil.

Etkinlik yapacak salon bulamayan, temel bilgisayar eğitimi kursu vermeye bilgisayar bulmayan biziz. Sendikal çalışma yürüttüğümüz işyerinde işçilere dava açılınca yana yakıla avukat arayan biziz. Emekçi çocuklarıyla birlikte ÖSS’ye hazırlanırken ayrılan matematik hocasının yerini nasıl dolduracağını kara kara düşünen de, öğrenciler yavaş yavaş eksilmeye başlayınca ders vermeye başlamış saz hocasına ne diyeceğini düşünen de biziz.

Farkında olmadığımız kıtlık değil bolluk. Bolluk derken elbette kendi kendine yetmekten söz etmiyoruz. Aksine kıtlıkla bağlantılı bir bolluk sözünü ettiğimiz.

Yer sorunu canına tak edip de borç harç ferah bir mekana çıkan kitle örgütlerinin sayısı hiç de az değil. Bu kurumların çoğunluğunun bu salonlarını ayda bir iki kere, en iyi ihtimalle haftadan haftaya kullanması bolluk değil de nedir? Yine haftada bir gün vereceği bir bilgisayar kursu için son model bilgisayarları boşta bekleten kurumlar da benzer bir bolluk, daha doğrusu “atıl kapasite” sorunundan muzdarip değiller mi?

Benzer bir durum satamadığı erzakları nasıl değerlendireceğine kafa yoran bir tüketim kooperatifi için de geçerli değil mi? Direnişteki bir işçi derneğinin her türlü erzağa duyduğu ihtiyaçtan haberdar olsaydı bu tüketim kooperatifinin böyle bir sorunu olur muydu?

Kimi işçi dernekleri yana yakıla avukat, muhasebeci ararken kimi işçi derneklerinin ya da dayanışma ağlarının yardımına pek az ya da hiç başvurmadıkları yığınla avukat ve muhasebeciyle ilişki içinde olması da aynı sorunun bir başka yansımasıdır.

Evet, tek tek sıkıntı çekiyoruz ama aslında meseleye bütünsel baktığımızda kurumlarımızın elleri altındaki toplam kaynakların niteliğinin ve miktarının azımsanamayacak bir düzeyde olduğunu görüyoruz.

Bolluk içinde kıtlık çekiyoruz çünkü çoğu zaman birçok kuruma acil ihtiyaçlarına yanıt verebilecek kaynaklar onları her zaman kullanmayan diğer kurumların elinin altında atıl bir biçimde bekliyor.  Halbuki kimileri için bir konferans salonu bulabilmek çok büyük bir sorun ama ucuza baskı yapabilmek dert değilken, kimi kurumlar elleri altındaki salonları boş bir şekilde beklerken ucuza baskı yapamadığı için ciddi kaynak israfı yapıyor olabilir.

Daha sık rastlanan bir durumsa hep birlikte daha sık, daha kolay, daha masrafsız gerçekleştirilecek işlerin ayrı ayrı çoğu zaman yarım yamalak gerçekleştirilmesidir: etkinlikler, film gösterimleri, söyleşiler, sendikal eğitim, sağlık taramaları, kurultaylar, forumlar, ders verme faaliyeti gibi.  Yani kaynak israfı sadece kurumların binbir zorlukla elde ettikleri kaynakların değil, beraberce çalışıldığında ortaya çıkabilecek daha güçlü ve daha etkili etkinliklerin de israfıdır.

İsrafın Başka Bir Boyutu: Aktarılamayan Deneyimler

Kaynak israfı dendiğinde akla haklı olarak en çok maddi olanakların paylaşımı geliyor.  Oysa en az onun kadar önemli başka bir boyutu daha var: Deneyim Aktarımı.

Etkinlik yapacak salon, iş davasına bakacak avukat, web tasarımı dersi vermek için gerekli bilgisayarları bulmak için ille diğer kitle örgütleriyle temas içinde olmaya, onlarla dayanışmaya gerek yoktur. Bu ihtiyaçlar parayla da karşılanabilir. Nitekim bugün bir çok kitle örgütünün dayanışma içinde hem daha ucuza hem daha seri bir biçimde karşılanması mümkün olan ihtiyaçlarını gidermek için elindeki avucundaki tüm birikimleri sarf etmek pahasına bu yolu seçtiğini görüyoruz.

Ama iş deneyime gelince durum değişir. Bir kooperatif en ucuza nasıl açılır? Noterlere en az para nasıl kaptırılır? Bir kitle örgütü mühürlendiği, polisin tacizlerine uğradığı zaman ne yapmalıdır? Bir kitle örgütünün bülteni nasıl çıkarılır? Bir sektörde, diyelim ki tekstil işkolunda, sendikal çalışmaya başlandığı zaman dikkat edilmesi gereken şeyler nelerdir?

Deneyim aktarımı bu ve benzeri soruların yanıtlanması için gerekli. Ancak parayla daha geniş bir binaya taşınmak mümkün olsa da parayla deneyim satın almak mümkün değildir.

Piyasalarda bulunan kitapları, dergileri takip ederek de bu soruların yanıtı bulunamaz. Zira bu türden kullanım kılavuzları ezilen ve sömürülenlerin değil ezen ve sömürenlerin ihtiyacına yanıt vermek için kaleme alınmıştır.

Kitle örgütleri ancak deneyimlerini birbirleriyle paylaştıkları takdirde yukarıdaki ve benzeri türden sorulara yanıt bulabilirler.

Oysa habersizlik ve rekabet bu türden bir dayanışmanın önüne geçiyor. Kendilerini yalnız hisseden ya da kanıtlama ihtiyacı duyan kurumlar el yordamıyla, daha önce onlarca kez tekrarlanmış hataları tekrarlaya tekrarlaya deneyim kazanıyorlar.

Herkesin kendi deneyimini kendi başına kazanması sadece maddi kaynak israfına değil daha önemlisi “zaman” israfına da neden oluyor. Kimi zamansa bu kayıplar kitle çalışmalarının sona ermesine yol açacak hasarlara yol açıyor.


Koordinasyon Nedir?

Emekçiler arasında çalışma yürüten kurumların yüzyüze bulunduğu sorunlar neden koordinasyona ihtiyaç duyduğumuzu açıklıyor.

Koordinasyonu kurduk ya da katıldık

Çünkü birbirimizin ne yaptığından haberdar olmak isitiyoruz.

Çünkü birbirimizle rekabet etmek değil, birbirimize destek olmak istiyoruz.

Çünkü sınırlı kaynaklarımızı israf etmek istemiyoruz. Tüm ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılamak yerine atıl olarak bekleyen kaynakları ortaklaşa kullanmayı tercih ediyoruz.

Çünkü zamanımız kıymetli. Aynı hataları tekrarlayarak, Amerika’yı yeniden keşfederek vakit kaybetmek istemiyoruz. Birbirimizin hatalarından ve başarılarından ders çıkarmak için deneyimlerimizi paylaşmak istiyoruz.

Koordinasyon birlikteliğimizi en iyi anlatan sözcük. Sözlükteki tanımına göre koordinasyon “belli bir amaca ulaşmak için çeşitli işler arasında bağlantı, uyum ve düzen sağlama” yani “eşgüdüm” demek. Kitle örgütleri Koordinasyonu da en basit tanımıyla, ortak bir amaç ve kaygı güden kurumların ya da girişimlerin, birbirleri ile sağlıklı bir iletişim kurarak ve aralarındaki rekabeti dayanışmaya çevirerek karşılarına çıkan sorunları ve engelleri aşmaları amacıyla kuruldu.

Kitle Örgütleri Koordinasyonu’nun birinci toplantısı 2003 yılında Ankara’dan Yeni Yaşam ve İzmir’den Özgür Yaşam’ın çağrısı ile gerçekleşti.  Kuruluşundan bu yana, Koordinasyon’un bileşeni olan kurumlar giderek aralarındaki dayanışmayı güçlendirmeye ve beraber hareket etmeye başladılar.

Bugüne kadar koordinasyon çerçevesinde yaptıklarımızı şöyle sıralayabiliriz:

  • Koordinasyon’un bileşeni olan kurumların birçoğu önlerine dikilen mevzuat engellerini aşmak için bu konularda daha deneyimli olan kurum­lar bilgilerini diğer kitle örgütleriyle paylaştı. Hukuki sorunlarla karşılaştıkları zaman birbirlerine danıştılar.
  • Etkinliklerin daha güçlü geçmesi için kimi zaman aynı konudaki etkinlikler birlikte düzen­lendi.
  • Kurumlar birbirlerinin mekanlarından, müzik gruplarından, sahip olduğu teknik araç ge­reçten (sinevizyon aleti; ses tesisatları; müzik-film arşivi vs.) ortaklaşa faydalandı.
  • Kimi kitle örgütleri bültenlerini çıkarırken karşılaştığı sorunları aşmak için diğer kitle örgüt­lerinin künyelerini kullandı.
  • Kurumlarda yapılan seminerlerin notları ortaklaşa kullanıldı.

Elbette Koordinasyon’un bu güne kadar attığı adımlar, Koordinasyon’un amaçlarının büyüklüğü yanında küçük kalmaktadır.  Ne var ki kuruluşundan bu yana görüldü ki, Koordinasyon’a katılan kurumlar arttıkça faaliyetler hem nicelik hem de nitelik olarak gelişme gösteriyor.  Daha büyük adımlar atmak ancak ortak bir hedef ve kaygı çerçevesinde toplanan kitle örgütlerinin dayanışmasıyla mümkün olduğunun bilincindeyiz.


Koordinasyon Nasıl İşliyor?

Koordinasyonun koordinasyon toplantıları dışında bir mekanizması yoktur. Koordinasyonun bir parçası olmak için bu toplantılara katılmak gerekli ve yeterlidir.

Koordinasyon toplantılarına katılan kurumlar arasındaki eşgüdüm bu toplantılar aracılığıyla sağlanır.  Her kurum diğer kurumları imkanları, ihtiyaçları ve deneyimleri hakkında bilgilendirirler. Bu bilgilendirme faaliyeti kurumların deneyimlerini kolektifleştirip zenginleştirmenin yanı sıra kendi ihtiyaçları başkalarının olanaklarıyla çakışan, önlerine koydukları hedefler kesişen kurumların ortaklaşa planlar yapmasının zeminini hazırlar.

Koordinasyon toplantılarında kurumlar işleyişlerine, sıkıntılarına dair konularda tartışmalar başlatıp, bu tartışmaları derinleştirebilirler. Bugüne kadarki toplantılarda gerçekleştirilmiş kitle örgütlerinin işleyişi, kitle örgütleri ve siyaset tartışmaları bu doğrultuda atılmış adımların örnekleridir.

Koordinasyonun Kapısı Kimlere Açık?

Koordinasyonun katılımcıları başlangıçta demokratik kitle örgütlerinin işleyişine dair ortak bir kavrayışa sahip olan ve bu temelde işleyen kurumlardı.

2005 Eylül’ünde İzmir’de yapılan koordinasyon toplantısının ardından irtibatlanmaya, eşgüdüme, deneyim aktarımına, olanakların paylaşılmasına sadece benzer işleyişe sahip olan kurumların ihtiyacı olmadığı sonucuna varıldı. Böylelikle önceden belirlenmiş kıstasın koordinasyonu sınırladığına karar verildi.

Koordinasyon işleyişleri nasıl olursa olsun, emekçiler arasında sınıf temelli bir çalışma yürüten, bu türden çalışmalara destek olmak isteyen tüm kurum ve girişimlerin ortak ihtiyacıdır.  Bu yüzden emekçiler arasında sınıf temelli bir çalışma yürüten ve dayanışma ihtiyacı hisseden bütün kurumlar ve girişimler Koordinasyon’a katılabilir, katılmalıdırlar.

Katılımcı kıstasını değiştirme kararı koordinasyona katılan kurumların kitle örgütlerinin işleyişini kendi aralarında tartışmaya engel değil. Aksine koordinasyon bileşenlerinin hangi türden kitle örgütlerinin sınıf dayanışmasına daha elverişli olduğuna ilişkin bilgi ve birikimlerini aktarması önemli bir deneyim aktarımı olarak görülüp teşvik edilmelidir.


Koordinasyon Ne Değildir?

Koordinasyondan söz ettiğimiz zaman sık sık yanlış anlaşılıyoruz.  Bu durumda hem bizim kendimizi anlatmak için gerekli araçları yeterli etkinlikte kullanamayışımızın payı var. Hem de yaşadığımız topraklarda koordinasyon sözcüğünün platform, cephe, ittifak vs. kavramların eş anlamlısı ya da kılıfı olarak kullanılması rol oynuyor. O yüzden Koordinasyon’un ne olmadığının anlaşılması da son derece önemli.

Merkezi ve Bağlayıcı Karar Alan Bir Yapı Değildir

Koordinasyon’a gelmekte tereddütlü davranan kurumlar genelde Koordinasyon’u kendi hedefleri, ilkeleri ve işleyişleri hakkında bağlayıcı kararlar alan bir yapı olarak görüyorlar

Oysa bu doğru değildir. Koordinasyon birbiriyle irtibat kurmak isteyen örgütlerin toplamıdır. Onların toplamından fazla, onlara dışarıdan bakan, talimatlar veren bir üst irade değildir.

Koordinasyon, adından da anlaşılacağı üzere kitle örgütleri arasında bir eşgüdüm yaratma çabasının ürünü. Bu yüzden bütün kitle örgütlerinin önüne yeni ve büyük projeler, modeller sunma gibi bir amacı yok. Koordinasyon, merkezileşme, tüm kitle örgütlerini tek bir merkez­den çekip çevirme, bu örgütler adına tek bir merkezden bağlayıcı kararlar almak amacını da taşımıyor.

Koordinasyona katılanların amacı basittir: Birbirlerinden haberdar olmak, aktivitelerinde enerji ve kaynak sarfiyatını en aza indirmek, deneyimlerini ve olanaklarını uygun gördüğü oranda paylaşmak.

Koordinasyona katılan kurumlar kiminle neyi nasıl paylaşacaklarına kendileri karar verir. Bu paylaşımda yetkili bir üst irade mevcut değildir.

Koordinasyon katılımcıları üzerinde bağlayıcı olan bir irade olmaması, Koordinasyon bileşenlerinin böyle bir iradeyi anlamsız ya da gereksiz bulmasından kaynaklanmaz.  Koordinasyon bileşenleri bu türden bir iradeyi tanıyan platformlar kurabilirler.  Benzer bir biçimde Koordinasyon’un halihazırdaki katılımcıları dışındakiler tarafından kurulmuş platformlar da Koordinasyon’a katılabilirler.  Burada hatırlanması gereken nokta Koordinasyon’un kurulacak platformların bir bileşeni değil, söz konusu platformların Koordinasyon’un katılımcısı olacağıdır.

Koordinasyonun Merkezi Niteliği Farklıdır

Koordinasyonun kitle örgütlerini yönetme iddiasında olmaması onun hiçbir merkezi nitelik taşımadığı anlamına gelmez. Aksine Koordinasyon’u anlamlı kılan onun merkezi niteliğidir.

Koordinasyon şu ya da bu ildeki, ilçedeki, iş kolundaki ya da okulda çalışma yürüten kitle örgütlerinin değil yaşadığımız toprakların her tarafındaki kitle örgütlerinin toplanmasıyla yaşama geçebilir.  Zira kitle örgütleri sadece kendileriyle aynı yerelde bulunan kurumlarla dayanışma ihtiyacı duymazlar.  Asıl sorun yaşadığımız topraklardaki kurumların hepsine hitap edebilen, emekçiler arasındaki dayanışmayı yerel dayanışmaların ya da sektörler arası dayanışmaların ötesine taşıyabilen bir koordinasyon kurabilmektir. Koordinasyon bu bakımdan merkezi bir nitelik taşır.

Elbette Koordinasyon’un merkezi niteliği yerel dayanışmalara da katkıda bulunacak; onları geliştirecektir. Ancak emekçi kitleler arasında faaliyet gösteren kurumlar arasındaki dayanışmanın önündeki en büyük engellerden birisi yerel çabaların ötesine geçememiş, merkezileşememiş örgütsel koordinasyonlardır.

Yerel ve Sektörel Koordinasyonları İkame Etmez

Yani Koordinasyon’un merkezi niteliği, kurulacak yerel koordinasyonları ikame ederek gereksiz kılması anlamına gelmez. Aksine Kitle Örgütleri Koordinasyonu’nun kitle örgütlerinin birbirlerinden haberdar olmasını sağlayarak aynı yerelde ya da işkolunda çalışma yürüten kitle örgütlerin daha koordineli bir biçimde çalışmasını kışkırtması beklenmelidir.

Tekrarlamak gerekirse: Kitle Örgütleri Koordinasyon’u yerel koordinasyonlarla yetinmeyen, bu tür koordinasyonların alt yapısının olmadığı alanlardan gelen kurumların koordinasyonudur. Asla yerel ve sektörel koordinasyonların alternatifi ya da rakibi olarak görülmemelidir.

Bu durum Kitle Örgütleri Koordinasyonu’yla yerel koordinasyonlar arasındaki ilişkide de akılda tutulmalıdır.  Hali hazırda kurulmuş ya da kurulması muhtemel yerel koordinasyonlar merkezi koordinasyonun alt organları değildir. Bu koordinasyonlar arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur.

Yerel koordinasyonlara katılan kurumların merkezi koordinasyona katılmayı gerekli görmemesi mümkündür. Aynı şekilde merkezi koordinasyona katılan kurumların yerel koordinasyonlara katılması anlamlı olsa da şart değildir.

Siyasi Bir Platform Değildir

Koordinasyon siyasi platformlarla da karıştırılmamalıdır.  Elbette günümüzde emekçi kitlelerinin dayanışmasını hedefleyen kurumlar daha politik bir dayanışma platformu kurmanın daha anlamlı olduğunu belirtebilirler.

Bu türden platformlar kurmak Koordinasyon’a katılan kimi kurumlar ve onların içinde çalışma yürüten siyasi akımlar açısından anlamlı olabilir.  Zaten Koordinasyon’a katılan kurumların önemli bir bölümü bu türden platformlarda yer almışlardır, yer alma gayretindedir.

Ancak bu türden girişimler Koordinasyon’un alternatifi değildir. Zira Koordinasyon önüne emekçiler arasında çalışma yürüten kurumların dayanışması hedefini koymuştur.  Koordinasyon’a katılacak kurumlar için kimi siyasi kriterler tarif etmemiştir.  Böyle kriterler konulduğu zaman ya farklı siyasi tutumların etkisinde olan ya da siyasetle en ufak bir ilişkisi olmayan kurumları Koordinasyon’dan dışlayacaktır.  Ya da herkesi katmak için siyasi zemini sulandıracaktır.  Bunun hem kitle örgütlerine hem de siyasi mücadeleye haksızlık etmek olduğu kanısındayız.

Bu durum elbette Koordinasyon bileşenlerinin emekçilerin birleşik mücadele günü olan 1 Mayıs, 8 Mart vs. gibi günlerde, ya da işçi ve emekçi eylemlerinde sınıf kardeşleriyle yan yana eylemlere katılmasının önünde engel değil.  Aksine kendisi bir dayanışmanın ifadesi olan Koordinasyon’un işçilerin dayanışma ihtiyacı olan bu eylemlere birbirine siyaset yasağı koymadan katılması mecburi olmasa da tercih edilen bir durum olsa gerekir.


Koordinasyon Lüks Değil Temel Bir İhtiyaç

Elbette birçok kurum, bu tür girişimleri olumlu bulduklarını ancak kendilerinin maalesef bunlara ayıracak vakitlerinin olmadığını, şartlarının böyle bir Koordinasyon’a katılmaya el vermediğini söyleyebilir.  Kimi kurumlar da güç bela ayakta durabildiklerini, türlü imkansızlıklarla boğuştuklarını belirterek, ancak kendi ayakları üzerinde durmaya başladıkları zaman bu tür toplantılara katılabileceklerini ifade edebilirler.

Hepimizin boğuştuğumuz bu sorunlar karşısında hatırlanması gereken nokta şudur:  Koordinasyon sadece kendi ayakları üstünde durmayı başarmış kurumların aktivitelerini artırmaları ve genişletmeleri hedefiyle değil, asıl imkansızlıklar yüzünden ayakları üstünde duramayan, vakit ve kaynak sıkıntısı çeken kurumlara yardım etmek için kurulmuştur.

Kısacası Koordinasyon yani birbirimizle irtibat halinde bulunmak, birbirimizin sorunlarından, imkanlarından haberdar olmak bir lüks değildir.  Aksine kendi amaçlarımıza ulaşmak yani sınıfsal dayanışmayı kuvvetlendirmenin olmazsa olmaz koşullarından biridir.

Emekçi kitleler arasında faaliyet gösteren kurumlar “her koyun kendi bacağından asılır” mantığı ile çalışmamalıdır.  Zira her kurumun kendi ayakları üzerinde durma gayretiyle burjuvazinin her koyunu kendi bacağından asma mahareti birbiriyle yakından ilişkilidir.

Emekçiler arasında dayanışmayı güçlendirmeye çabalayan kurumlar bu amaçlarına ancak kendi aralarındaki dayanışma bağlarını sıkılaştırarak ulaşabilirler.

Biz kurumlar arası koordinasyona bu gerçeğin bilincinde olduğumuz için, rekabete son verip dayanışmayı güçlendirmek için katıldık. Şimdi sizi de koordinasyona çağırıyoruz.

Dayanışma Örgütleri,

Dayanışma Örgütlerine Ses ve Soluk Vermek İsteyen Kurumlar,

Çağrımız Sizedir…

Koordinasyona Katılın,

Deneyimlerinizi, Olanaklarınızı Bizimle Paylaşın,

İhtiyaçlarımızı Ortaklaşa Karşılayalım

Sorunlarımıza Birlikte Çözüm Bulalım.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.